eurotimesturkey.org
EuroTimes Türkiye HİKAYELER

PDR İÇİN ANTI-VEGF TEDAVİLERİ

Dermot McGrath

Gönderildi: Prş 26, Ara


Yüksek riskli proliferatif diyabetik retinopati hastalarında anti VEGF tedavileri için daha fazla veri gereklidir.
Anti-VEGF enjeksiyonlarının kullanımı, proliferatif diyabetik retinopatinin (PDR) tedavisi için heyecan verici olanaklar sunarken, Alistair Laidlaw, MD FRCS FRCOphth’a göre, mevcut klinik pratiği ne derece değiştireceklerini belirlemek için henüz çok erken. “Anti-VEGF ilaçları çok ümit vericidir, ancak şimdiye kadar elde edilen kanıtlar düşük riskli gruplardadır. Bu tedavilerin yüksek risk kategorilerinde ne kadar etkili olduğunu gerçekten bilmiyoruz. İlaçlar lazer tedavilerine göre çok pahalıdır ve hastalar yoğun takip gerektirir. Uzun süreli etkilerini ve anti-VEGF’nin hastalığın sona ermesini ya da sadece ilerlemesini ertelemede başarılı olup olmadığını bilmiyoruz, ”dedi. Budapeşte’deki 8. EURETINA Kış Toplantısına katılan delegeler, PDR için patofizyoloji ve tedavi seçeneklerine genel bir bakış toplantısında, Birleşik Krallık, Londra’daki St Thomas Hastanesinde Göz Cerrahı Dr Laidlaw, vitreusun hastalık sürecindeki rolünün hafife alınmaması gerektiğini söyledi. “Bugün eve götürülecek mesajlardan biri, PDR’nin aslında bir yanlış isim olduğudur ve daha çok proliferatif diyabetik vitreo-retinopati (PDVR) olarak adlandırılmalıdır. Hastalık sürecinin bir parçası olarak, vitreusun kendisi, vitreus kollajeni, fibronektin ile indüklenen vitreoretinal adhezyon ve vitreus sıvılaşmasındaki değişimlerden etkilenir. Vitreusu, daha sonra retina üzerinde teğetsel olarak çeken vitreoschisis ve yama tarzında lokalize retina yapışması ile küçülür. Bu mekanik bir etkiye yol açan biyokimyasal bir süreçtir. Retinanın ya da görme kaybına neden olan yeni damarların vitreus tarafından çekilmesidir ”dedi. NPDR (non proliferatif diabetik retinopati) gelişmemiş retina muayenesi, 4-2-1 kuralı uygulanarak klinik olarak ölçülür, dedi, Dr Laidlaw: Yuvarlak kanamalı 4 kadran, 2 kadranda venöz boncuklanma, 1 kadranda intraretinal mikrovasküler anormalliği olan (IRMA) değerlendirmeye alınır. Şiddetli hastalık üç kriterden birisinin varlığında, çok şiddetli hastalıkta üç bulgudan ikisinin olması ve bu kriterlerin üçünün de var olduğu çok ağır ileri tablonun varlığından bahsedilir. “Eğer bir hastada şiddetli NPDR varsa, o zaman bir sonraki yıl içinde PDR’nin yüksek riskli PDR özellikleri geliştirme şansı% 17’dir ve PDR’den kaynaklanan görme kaybı riski altındadır” dedi.

Yeni damarlar mevcutsa, tablo yüksek riskli veya düşük riskli PDR olarak tanımlanabilir. Yüksek risk özellikleri optik disk alanının üçte birinden daha fazla yeni damarların varlığı, veya bu ölçüden daha az disk üzerinde yeni damarların varlığına eşlik eden bir pre-retinal veya vitreus kanaması veya pre-retinal veya vitreus kanaması ile başka bir yerde yeni damarların varlığıdır. Düşük riskli PDR, bu kriterlere uymayan yeni damarları içerir.

Panretinal laser fotokoagülasyonu (PRP), PDR için standart tedavi olarak kalmaya devam etmektedir . Dr Laidlaw, PRP alan hastaların hiçbir tedavi almayanlara göre anlamlı derecede daha iyi sonuçlar elde ettiklerini belirten, diyabetik Retinopati Çalışmasının sonuçlarını vurguladı. PRP, ciddi görme kaybı riskini% 50’den fazla azalttı. Tedavi edilmeyen gözlerde görme kaybı oranı% 16,3 iken, tedavi edilen gözler iki yıl boyunca sadece% 6,4 oranında bir görme kaybı oranına sahipti. Laidlaw “Panretinal laserin uygulanması için yüksek risk karakteristikleri dikkate alındı” dedi. “Önceden laser yapılması açısından amacın yaygınlaşmamasının sebebi sürünmesinin sebebi, 48 aylık sonuçların sadece yüksek riskli hastalar için değil, aynı zamanda düşük riskli PDR hastaları için de tedavi lehine olmamasıydı. PRP ile tedavi edilen gözler için ciddi görme kaybı riski% 9 iken, bu oran tedavisiz gözler için% 17’dir. Bu, özellikle de birçoğumuzun bu hastaları düzenli olarak geri getirme zorluğunu düşündüğü zaman, büyük bir farktır ”dedi. Bu nedenle, pek çok doktor düşük risk özellikli veya ciddi olmayan PDR hastalarında PRP uyguluyor. Anti-VEGF tedavileri için klinik araştırma verilerine bakıldığında, Dr Laidlaw, hem DRCR.net Protokol S ve hem de İngiltere merkezli CLARITY çalışmalarının kanıtlarının, PDR için farmakolojik tedavilerde potansiyel olarak umut verici yeni bir dönemi müjdelediğini söyledi. Bununla birlikte, her çalışmada, hastaların yaklaşık yarısının yüksek riskli PDR’si olmadığına dikkat edilmelidir. Bu, her bir çalışmada kısa süreli görme kaybı riskinin o kadar yüksek olmadığı anlamına gelir. Ayrıca, çok geniş yeni damarları olan hastalarda anti-VEGF enjeksiyonlarının etkisi konusunda çok az veri olduğu anlamına gelir: bu tür hastalar, anti-VEGF tedavisinden traksiyonel komplikasyonlar geliştirme riski taşıyor olabilir.

Protocol S, ivedi PRP yapılmış olgularla, primer PRP’nin ertelenmiş 0.5mg ranibizumab tedavisi yapılan olgularla etki kıyaslaması yaptığında, iki yıldaki görme keskinliği sonuçlarının her iki grupta da en az eşdeğer olduğunu gösterdi; ve hatta ranibizumab grubunun üstünlüğünü gösteren eğri analizi ile dikkati çekti. Bu grupta azalmış vitrektomi uygulama sıklığı da görüldü.

Protokol S, diyabetik maküla ödemi olan hastalarıda içerir. CLARITY çalışmasında, intravitreal aflibercept ile tedavi edilen PDR hastalarının PRP ile tedavi edilenlere kıyasla bir yıl içinde daha iyi bir sonuçları vardı. Dr Laidlaw, aflibercept uygulanan gözlerin önemli bir kısmınında retinal yeni damarların toplam gerileme gösterdiğini belirtti.
Bu ilk çalışmalarçok cesaret verici; Bununla birlikte, anti-VEGF ilaçları pahalıdır ve risksiz değildir; PDR için enjeksiyon tedavisi gören hastalar için daha büyük bir takip yükü olabilir ve şimdiye kadar sadece kısa dönem sonuçları vardır.